Tez Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Kocaeli Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye
Tez Danışmanı: Emel Öztürk
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Özet:
Günümüz eğlence endüstrisinin en önemli parçasını teşkil eden dijital oyunlar, yapıları itibariyle sosyal bilimler açısından karmaşık araştırma nesneleri olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bununla birlikte kültüre her anlamda entegre olan oyunların felsefi yönünün göz ardı edilemeyeceği söylenebilmektedir. Bir bizatihilik olarak oyun fenomeni farklı disiplinler tarafından incelenir ve kültürel bir nesne olmakla birlikte kendi kültürünü yaratmış ve kültürü önemli ölçüde dönüştürmüştür. Dijital oyunlar hem bir kültürel metin hem de sanal bir deneyim mahiyeti taşımaktadır. Onların felsefi yönü ise özgür irade, determinizm-indeterminizm, gerçeklik, seçim özgürlüğü gibi temel sorunsallarla ilişkisi bağlamında derinlik arz etmektedir.
Bu tez, oyunları hem bizatihi fenomenler hem de kültürel ürünler olarak ele alır ve oyunun düşünsel boyutunu felsefenin temel problemleri bağlamında tartışmaya açar. Aynı zamanda dijital oyunları Weber’in bürokrasinin demir kafesi metaforu üzerinden okumayı hedefler. Bu okuma çerçevesinde, oyuncunun özgürlük alanının oyunun mekanikleri tarafından nasıl bir yapısal kısıtlamaya tabi tutulduğu incelenir. Bu bağlamda, meta-anlatısal yapısıyla oyuncunun geleneksel rolünü sürekli sorgulayan The Stanley Parable oyunu, bu kısıtlı özgürlük fenomeninin fenomenolojik analizi için ideal bir vaka olarak belirlenmiştir.
Bu çerçevede diğer dijital oyunlardan farklı bir konumda yer alan The Stanley Parable’ın fenomenolojik analizini içerir. Bu bağlamda yorumlayıcı paradigma ve fenomen yöntem ışığında ilk olarak oyunun kendisi bir metin olarak ele alınıp yakın okuma ile çözümlenmiş, sonrasında bu analizden elde edilen veriler, gerçekleştirilen saha çalışması ile test edilmiştir. Saha çalışması kapsamında oyuncuların incelenen oyunun kural seti ve yapısı bağlamında kendilerini yoğun biçimde sıkışmış hissettiklerini ortaya koymuş, bu sıkışmışlık fenomenolojik olarak incelendiğinde katılımcıların oyun mekaniğini modern profesyonel yaşamın ve toksik iş kültürünün dayattığı yapısal kısıtlamalar ile ilişkilendiren ve en önemlisi felsefenin temel problemlerine eğilen derin değerlendirmelerde bulundukları sonucuna ulaşılmıştır.