Aristoteles ve Kant'ta Yaratıcı Muhayyilenin Tarihselliği Sorunu


Arş. Gör. Dr. Halil İbrahim Doğramacı

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Felsefe Ve Din Bilimleri Anabilim Dalı, Türkiye

Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Hasan Atsız

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

Felsefe öncesi mitik dönemde temel işlevi kehanet olan bir tür sezgi yetisi olarak anlaşılan muhayyile bu dönemde henüz kavramsal dilin kontrolü altına girmemiştir. Kavramsal dilin teşekkülü mitolojiden felsefeye doğru bir mesafe süreci olarak gerçekleşirken özellikle orijinal-kopya karşıtlığı bağlamında Platon'da ifadesini kopyanın kopyası şeklinde bulan ve hakikatten iki derece uzaklaştırılan imajların, Aristoteles ile birlikte sadece dışsal taklitler olmadıklarının, aynı zamanda zihni imajlar olarak psikolojik bir rol üstlendiklerinin daha kapsamlı bir şekilde ortaya koyulması ve formların imajlar olmadan zihnen temsil edilemeyeceğinin kabulü ile muhayyile hakikate bir derece yaklaşmıştır. Böylece temsilin temsili olmaktansa salt temsil olarak muhayyile Aristoteles felsefesinde artık bilgi edinmenin zorunlu aracı olarak tanınmıştır. Bu çalışmanın birinci bölümü kapsamında Aristoteles'in muhayyileye yaklaşımının hem düşüncenin olmazsa olmaz unsuruna dönüştürerek ona başat bir rol atfeden, hem de hakikat talebi karşısında onu halen araçsallaştıran paradoksal bir görünüm arz edip etmediği tartışılmış ve muhayyilenin otonomluk talebine giden yolun ancak Kant'ın devrimsel felsefesi ile gündeme geldiği ileri sürülmüştür. İkinci bölümde Kant'ın, muhayyileyi zihin ile beden arasındaki ikincil bir aracı olarak yorumlama yanlışını gidermek için prodüktif-reprodüktif ayrımını geliştirmesinin, görünüşlerin kendi başlarına temsil/tasavvur kudretimizin dışında var olmaya yetenekli nesneler olmayışları bakımından temellendiği ileri sürülmüştür. Böylece tahayyül gücünün, onsuz hangi ad ve nam altında olursa olsun hiçbir bilgiye sahip olamayacağımız bir işlev olarak karşımıza çıktığı ve Aristoteles'in phantasia'yı bilgi edinmenin zorunlu aracı olarak ortaya koyan yaklaşımı gibi Kant'ın da muhayyileyi ve onun orijinal sentez gücünü bilginin aşkınsal koşullarının kökensel birliği olarak ortaya koyduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Aristoteles sonrası Kant'a gelene kadar muhayyilenin özellikle Ortaçağ düşünürlerince konumlandırıldığı pejoratif anlamının, Kant'ın felsefesi ile eriştiği kökensel öneme nasıl evrildiği irdelenmiş ve muhayyilenin kavramsal bilmeden kendini tanımaya (self-recognition) uzanan serüveni içerisinde kazandığı otonomluğun sınırları tortu, bakiye ve zemin metaforlarına referansla gösterilmeye çalışılmıştır.