D-fenotrin’e maruz bırakılan ratların çeşitli dokularında oksidatif dna hasarının araştırılması


Prof. Dr. Enes Atmaca

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Veterinerlik Farmakoloji Ve Toksikolojisi (Dr), Türkiye

Tez Danışmanı: Abdurrahman Aksoy

Tezin Onay Tarihi: 2012

Tezin Dili: Türkçe

Desteklendiği Program: Diğer

Özet:

ÖZET

D-FENOTRİN’E MARUZ BIRAKILAN RATLARIN ÇEŞİTLİ DOKULARINDA OKSİDATİF DNA HASARININ ARAŞTIRILMASI

Amaç: Piretroid insektisitler veteriner hekimliği, tarımsal mücadele ve halk sağlığı alanlarında yaygın olarak kullanılmakta ve hedef canlılarda çok zehirli ancak memeliler üzerinde düşük zehirlilik derecesine sahip olmaları ve çabuk yıkımlanmalarından ötürü tercih edilmektedirler. Oral biyoyararlanımları bileşiklere göre değişmekle birlikte yaklaşık olarak % 40-60 oranındadır. Piretroidlerin yapılan çalışmalarla bazı memeli sistemlerinde oksidatif stresin oluşmasında potansiyel teşkil ettikleri bildirilmiştir. 8-okso-2’-deoksiguanozin (8-oksodG), oksidatif stres ve DNA hasarının belirlenmesinde önemli ve hassas bir biyobelirteç olarak kullanılmaktadır. Çalışma ile d-fenotrin maruziyeti sonucu rat karaciğer ve böbreğinde oksidatif strese bağlı olarak şekillenebilecek genotoksisite riskinin değerlendirilmesi amaçlandı.

Materyal ve Metot: 8-oksodG/106 2’-deoksiguanozin (dG) düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) - diode array detektör (DAD) ve elektrokimyasal detektör (ECD) tekniği ile ölçüldü. Çalışmada erkek Wistar albino ratlardan rastgele (~ 6 haftalık, 150-200 g) her grupta on adet rat olmak üzere beş deney ve bir kontrol grubu oluşturuldu. Deney hayvanlarına 25 mg/kg (grup I), 50 mg/kg (grup II), 66,7 mg/kg (grup III), 100 mg/kg (grup IV) ve 200 mg/kg (grup V) dozlarında d-fenotrin ve kontrol grubuna sadece taşıt madde (dimetil sülfoksit, DMSO) periton içi (Pİ) yolla 14 gün boyunca uygulandı. Çalışmanın sonunda servikal dislokasyon yöntemiyle ötenazi edilen hayvanlardan elde edilen karaciğer ve böbrekler soğuk serum fizyolojik solüsyonu (% 0,9 sodyum klorür) ile yıkandıktan sonra hızlı bir şekilde sıvı azot ile donduruldu. DNA izolasyon kiti (Roche Diagnostics GmbH Mannheim, Germany; cat.no. 11 814 770 001) kullanılarak izole edilen DNA’lar nükleaz P1 ve alkalin fosfataz (ALP) enzimleri ile hidrolize uğratıldıktan sonra analizleri yapılmak üzere HPLC cihazına enjekte edildi. dG düzeyleri DAD ve 8-oksodG düzeyleri ECD ile analiz edildi.

Bulgular: Deney gruplarındaki ortalama 8-oksodG/106 dG düzeyleri grup I, II, III, IV ve V için sırasıyla karaciğerde 48,15±7,43, 68,92±20,66, 82,07±14,15, 85,08±28,50, 89,14±21,73 ve böbrekte 39,06±7,63, 59,69±14,22, 61,13±17,46, 65,13±23,40, 72,66±19,04, kontrol grubu ortalama 8-oksodG/106 dG düzeyleri karaciğerde 44,96±12,66 ve böbrekte 39,07±4,80 olarak tespit edildi. Elde edilen bulgulara göre, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında d-fenotrine maruz kalan hayvanların her iki organında da doza bağımlı şekilde oksidatif DNA hasarında istatistiksel olarak anlamlı (p < 0,05) artış gözlendi. Karaciğerde meydana gelen DNA hasarı böbreğe göre daha yüksek düzeyde bulunmuş olup aralarında çok anlamlı (p < 0,01) korelasyon tespit edildi.

Sonuç: Sonuç olarak, d-fenotrine 14 gün boyunca Pİ yolla maruz kalan ratların karaciğer ve böbreklerinde doza bağımlı olarak serbest radikal üretimi ve bunun sonucunda oksidatif DNA hasarı şekillendiği tespit edildi.

Anahtar Kelimeler: Böbrek; d-fenotrin; HPLC-ECD/DAD; karaciğer; oksidatif DNA hasarı