Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt.25, sa.2, ss.1377-1406, 2025 (ESCI)
Mezheplerin teşekkülünden sonra meseleler mezhep içi istidlâl faaliyeti ile çözüme kavuşturulmuştur. Osmanlı döneminde mezhep içi istidlal faaliyeti fetvaya denk gelmektedir. Sivil ulemâ, müftü ve şeyhülislamların yetkisinde olan Osmanlı fetvası, Hanefi fıkıh geleneğini devam ettirme veya güncelleştirmek suretiyle değişimin aracı olma şeklinde ikili bir görev icra etmiş ve fıkha dinamizm kazandırmıştır. Bunun yanında Osmanlı fetva usulü, kurucu dönem içtihadından farklı bir usul takip ettiği için de fetva telif türlerinin ayrıca çalışılması gerekmektedir. Bu noktada belli bir müftüye veya birkaç müftüye ait fetvaların derlendiği fetva mecmuaları bu telif türünün ön plana çıkan eserleri olmuştur. Genellikle hükmü sorulan meseleye “caizdir/caiz değildir” şeklinde kısa cevapların verildiği bu fetva mecmualarının yanında fetvanın kaynağını ve gerekçesini gösteren fetva risaleleri de vardır. Bu risaleler gündemde olan bir meseleyi farklı yönleriyle ilmî olarak tartışır ve tearuz halindeki delillerini Hanefî mezhebi içindeki görüşlerle mukayeseli olarak işler. Bu minvalde risalelerin muteber fıkıh kitapları çerçevesinde müftâ-bih ve esahh-ı akvâl olan görüşü belirleme gibi işlevlerinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmada, ikrarın ne ölçüde borç doğurduğu özelinde yazılmış Sâdî Çelebi’ye (ö. 945/1539) ait risale ile muteber görülen Hanefî kaynağına bağlı kalıp, esahh-ı akvâle göre fetva vermenin hangi döneme kadar götürülebileceği konu edinilmektedir. Böylece Osmanlı’da hukukî istikrarın sağlanmasına yönelik çalışmaların fetvâ kanadına dair bir örnek ve belge sunulması amaçlanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Osmanlı fetvası, istidlâl, müftâ-bih, esahh-ı akvâl, Sâdî Çelebi.