Demokratik Gerileme, İstisna Hali ve Yönetimsellik Arasında Devletin Dönüşü(mü)
MÜLKİYE DEVLET, HUKUK, SİYASET KONGRESİ:DEVLETİN DÖNÜŞÜ, Ankara, Turkey, 26 - 27 March 2026, pp.253-255, (Summary Text)
- Publication Type: Conference Paper / Summary Text
- City: Ankara
- Country: Turkey
- Page Numbers: pp.253-255
- Open Archive Collection: AVESIS Open Access Collection
- Ondokuz Mayıs University Affiliated: Yes
Abstract
Soğuk savaşın sona ermesi ile küreselleşmenin tüm dünyaya yayılacağı ve devletlerin oldukça minimal bir hale bürüneceği sıkça tartışılmıştır. Tarihsel akışta devletler soğuk savaşın ardından neoliberal politikalar izlemeye ve özellikle piyasadan çekilmeye başlamıştır. Ancak son on beş yıla bakıldığında devlet aygıtı ve krizler üzerinden —2008 ekonomik krizi, COVID-19, göç dalgaları, savaşlar ve ayaklanmalar, dijitalleşme— yeni bir ilişkiselliğin ortaya çıkması söz konusudur. Bu çalışma, krizler üzerinden devletin yeni bir dönüşüme uğradığını ve bu dönüşümde yürütme organının belirgin bir üstünlüğe geçtiğini iddia etmektedir. Başka şekilde ifade etmek gerekirse devletin dönüşümü, demokratik yönetişime bir dönüş olmayıp otoriter yönetimlerin rasyonalize edilmesidir. Bu değişimin özellikleri, dünya çapında demokrasi ölçümlerinde görülebilir. Sadece bir tanesini örnek vermek gerekirse, 2024 V-Dem’in (Varieties of Democracy-Demokrasi Çeşitleri) Dünya’nın Rejimleri (Regimes of the World) Raporu’na göre 2010-2024 arasında dört kademe şeklinde dünya devletlerinin siyasal rejimlerinin sınıflandırmasına göre 4 ülke iki kademe ve 35 ülke birer kademe gerileme gösterirken 2 ülke iki kademe ve 12 ülke bir kademe yükselmiştir. Veriler, demokratik gerilemenin ayrı siyasi olayların sonucu değil, kurumsallaşmış süreçlerin yeniden yapılandırılmasının sonucu olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, devletin dönüşümü artık nicel olarak gözlemlenebilir bir siyasi eğilimdir.
Çalışmanın teorik çerçevesi, Carl Schmitt’in istisna hali, Michel Foucault’nun yönetimsellik (governmentality) düşüncesi ve son yıllarda literatürde üzerinde durulan demokratik gerileme (democratic backsliding) üzerinden ilerleyecektir. Schmitt (2016; 2018), istisna haline karar verenin egemen olduğunu ve siyasal olanın özünde dost-düşman ayrımının yattığını vurgulamıştır. Özellikle son on beş yıla bakıldığında sürekli bir kriz halinin varlığından istisna hallerinin olağanlaştığı, süreğenleştiği bir siyasallık mevcuttur. Foucault’nun (2013; 2015) son yıllarında yoğunlaştığı yönetimsellik düşüncesine göre çağdaş iktidar, sadece egemenlik ve hukuk üzerinden değil, nüfus, toprak ve güvenlik üzerinden işleyen bir yapıya sahiptir. Buradaki yönetim tekniği, veri, istatistik, algoritma ve risk yönetiminden oluşan bir araçlar dizisi şeklinde yansıma bulur. Bu bakımdan, devletin dönüşümü yalnızca siyasi iktidarın yeniden merkezileşmesini değil, aynı zamanda iktidarın bilgiye dayalı teknik zihniyetinin büyümesini de kapsamaktadır. Schmittyen bir şekilde yaklaşıldığında istisna haline karar vermek ve Foucaultcu bir şekilde yaklaşarak hakikati verilen karar üzerinden türetmek ve yönetimselliğe geçiş devletin dönüşümünü anlamak için kilit bir role sahiptir. Schmittçi anlamda istisna hali ve Foucaultçu anlamda yönetimsellik, nihayetinde aynı amaca yönelmektedir: krizle başa çıkmak için yasal düzen içinde yasallık aşılması.
Schmitt ve Foucault’nun teorik katkılarına ek olarak hem teorik hem ampirik şekilde konuya odaklanan demokratik gerileme literatürünün birlikte ele alınması oldukça yenilikçi bir yaklaşım olacaktır. Nancy Bermeo (2016), demokratik çöküşlerin açık ve ani askeri darbelerle değil, yürütme gücünün ve kurumlarının yasal olarak genişlemesiyle gerçekleştiğini savunmaktadır. Yürütmenin genişlemesi/yüceltilmesi (executive aggrandizement) olarak ele alınan bu tespit, yasallık içerisinde yürütmenin geniş yetkilere sahip olması ve böylece demokrasinin temel yapıtaşlarından birisi olan denetleme ve denge özelliğinin yürütmenin lehine bozulmasına yol açar. Levitsky ve Ziblatt (2018) da benzer şekilde, otoriterliğin artık giderek daha fazla hukuk çerçevesinde ve seçilmiş lider eliyle gerçekleştiğini belirtmektedir. Bu çerçevede devlet, sadece gerçek gücün konsolidasyonu olarak değil, aynı zamanda otoriterliği bir yönetim biçimi olarak normalleştirmek ve meşrulaştırmak için hareket etmektedir. Demokratik gerileme, yalnızca kurumların zayıflamasına indirgenemez; daha temelde, devlet aygıtının epistemolojik geçişiyle ilgilidir. Devlet, halkın iradesini somutlaştıran bir siyasi kurum olmaktan, öncelikle riski azaltmak, güvenliği sağlamak ve istatistiksel düzenliliği hesaplamakla ilgilenen bir yürütme kurumuna dönüşmüştür. Devletin dönüşümünün, egemenliğin yeniden tesis edilmesi olarak değil, daha önce olduğundan daha derin bir şekilde iç içe geçmiş bir yürütme rasyonalitesinin kurumsallaştırılması olarak anlaşılması gerektiği unutulmamalıdır. Kalıcı krizlerin yaşandığı bir dönemde devlet, meşruiyetini demokratik temsil yoluyla değil, tehditleri yönetme kabiliyeti yoluyla sağlar. Güvenlik, sağlık, ekonomi ve veri politikaları siyasi terimler yerine teknik terimlerle çerçevelenir. Bu da demokratik siyaseti depolitize eder.
Çalışma, kuramsal temellendirme ile ampirik analizi birleştiren karma yöntemli bir araştırma yaklaşımına dayanmaktadır. Teorik olarak Schmitt, Foucault, Bermeo, Levitsky ve Ziblatt üzerinden bir temellendirme yapılırken ampirik olarak V-Dem (Varieties of Democracy) veri seti kullanılarak 2010-2024 döneminde ülkelerin demokrasi düzeylerindeki değişim, yürütme organlarının güçlenmesi, denge ve denetleme mekanizmalarındaki aşınma ele alınacaktır.Böylece devletin dönüşümü sadece teorik olarak değil, aynı zamanda ampirik olarak da ortaya konulmaya çalışılacaktır.
Sonuç olarak, devletin dönüşü(mü), sadece baskıcı yönetimlerin ortaya çıkması ya da demokratik gerilemenin bir sonucu değil, yeni bir yönetim biçiminin sonucudur. Klasik anlamda güçlü devletin dönüşünden ziyade, rejimin rasyonel ve teknik bir otoriterliğe dönüşümü söz konusudur. Devlet, neoliberal dönemde aşınan otoritesini güvenlik, sağlık, veri yönetimi ve istatistiksel rasyonalite üzerinden yeniden kurmaktadır. Devlet geri dönmüştür; bu geri dönüşte, kamusal özgürlükleri yeniden inşa eden bir kamusal alan yeniden yapılandırılmamış, aksine, bir şekilde istisnai durumlarla ve istatistiklerle yönetme arasında sıkışmış bir yönetim rejimi ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, devletin dönüşü sadece jeopolitik veya ekonomik açıdan değil, iktidar bilgisi rejimi açısından da ölçülmelidir. Bu bağlamda günümüz rejimleri ne tam anlamıyla liberal demokrasidir ne de klasik otoriterliktir; aksine, Schmitt’in istisna hali, Foucault’nun yönetimsellik ve Bermeo’nun yürütme genişlemesi kavramlarının kesiştiği melez bir iktidar formu üretmektedir. Özetle, demokratik gerileme devletin zayıflaması değil, devletin teknik olarak güçlendirilmesi ve siyasi olarak sönümlenmesidir. Bugün soru, devletin geri dönüp dönmediği değil, devletin demokrasiyi nereye geri döndürdüğüdür ya da götürdüğüdür.