Bostan O.
CUMHURIYET THEOLOGY JOURNAL, cilt.28, sa.2, ss.592-618, 2024 (ESCI, Scopus, TRDizin)
-
Yayın Türü:
Makale / Tam Makale
-
Cilt numarası:
28
Sayı:
2
-
Basım Tarihi:
2024
-
Doi Numarası:
10.18505/cuid.1523889
-
Dergi Adı:
CUMHURIYET THEOLOGY JOURNAL
-
Derginin Tarandığı İndeksler:
Scopus, Emerging Sources Citation Index (ESCI), ATLA Religion Database, Central & Eastern European Academic Source (CEEAS), Index Islamicus, MLA - Modern Language Association Database, Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM)
-
Sayfa Sayıları:
ss.592-618
-
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Adresli:
Evet
Özet
Bu makalede, râ harfinin tefhîm/kalın ve terkîk/ince okunmasına dair hususlar son dönem Osmanlı kurrâlarından Bursalı Süleyman Vehbi’nin (öl. 1334/1916) Risâle-i Râiyye adlı eseri ekseninde ele alınmıştır. Kur’ân harflerinin seslendiriliş biçimini ifade eden fonetik farklılıklar kıraat ilminin amelî/pratik boyutunu oluşturan en önemli unsurdur. Bu minvalde Kur’ân alfabesindeki harfler genel olarak, birbirinin zıddı olan tefhîm-terkîk sıfatlarından biriyle seslendirilmektedir. Bununla birlikte lâm ve râ harfleri bazen kalın bazen de ince okunmaktadır. Lâm harfinde aslolanın terkîkle telaffuz edilmesi olup bazı durumlarda tağlîzle/tefhîmle okunduğu hususunda ittifak edilmiştir. Fakat âlimler râ harfinin tefhîm veya terkîki konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, aslı itibariyle râ harfinde tefhîm-terkîk özelliği bulunmayıp birtakım şartlar muvacehesinde bunlardan birisiyle okunduğunu söylerken; cumhur ise râ’da aslolan tefhîm olup bazı şartlar çerçevesinde terkîkle okunduğunu ileri sürmüştür. Husûsen Verş (öl. 197/812) rivâyeti ve Ezrak (öl. 240/854) tarikine göre râ harfinin tefhîm-terkîkle okunması gereken yerlerin tespiti kıraat tedrisatında zaptı en zor olan hususlardan addedilmiştir. Hâl böyle iken günümüze değin râ harfine dair kurrâ arasındaki ihtilafların tam anlamıyla açıklanıp vuzuha kavuşturulduğu -Süleyman Vehbi’nin risâlesi dışında- Türkçe bir eser kaleme alınmamıştır. Türkçe eserlerde râ’nın okunuşuna dair hususlar genelde Hafs (öl. 180/796) rivâyeti özelinde işlenmiş, Verş ve Ezrak’ın, râ harfini okuyuş keyfiyetlerine yönelik bilgilere yeterli ölçüde yer verilmemiştir. Bu bağlamda mezkûr boşluğun doldurulması, çalışmanın amaçlarından biridir. Makalenin Risâle-i Râiyye çerçevesinde ele alınmasının sebebi müellifin, Osmanlı’daki kıraat tedrisinde temel kaynak olarak kullanılan en-Neşr, İthâf, Zübdetü’l-irfân, Umdetü’l-hullân, el-Îtilâf, Bedâi‘u’l-burhân ve Mürşidü’t-talebe gibi eserlerin hemen hepsine müracaat edip konuyu sistematik bir şekilde ele alması ve yeri geldikçe mezkûr eserlerdeki hata ve eksikliklere değinmesidir. Makalede öncelikle müellifin hayatına yer verilmiş, ardından risâlede işlenen konular tavzih edilmiştir. Bu yapılırken müellifin verdiği bilgilerin aslî kaynaklardaki yeri ve râ’nın tefhîm-terkîk ile okunmasının illeti/sebebi tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca müellifin eser içerisinde hata ve eksikliklerine değindiği kaynakların ilgili yerleri tespit edilip hangi ibare ve ifadelerle tashih edilmesi gerektiğine işaret edilerek araştırmacılara kolaylık sağlanması amaçlanmıştır. Çalışma sonunda görülmüştür ki Ezrak, esreli râlar’ın terkîkinde ve kelime başlarındaki fethalı-zammeli râlar’ın tefhîminde diğer kurrâ ile müttefiktir. Ancak kelime ortasında-sonunda bulunan mansûb-meftûh râlar’ı “kelimenin aslından olan lâzımî kesreli harften sonra gelmesi”, “lâzımî kesreyle râ’nın arasında sakin bir hurûf-i isti‘lânın -hâ/خ hariç- bulunmaması” ve “râ’nın sakin yâ harfinden sonra gelmesi” durumunda sadece terkîkle; bu şartları taşımakla birlikte râ’nın tenvinli olması durumunda terkîk ve tefhîm olmak üzere iki vecihle; bu şartlardan birinin bulunmaması durumunda ise sadece tefhîmle okumuştur. Mazmûm ve merfû râlar’ı ise mansûb râlar için zikri geçen şartları taşımaları halinde Verş sadece terkîk, Ezrak ise terkîk ve tefhîm vechiyle okumuştur. Burada şunu ifade etmek gerekir ki kütüphanelerde özellikle Osmanlı dönemine ait pek çok kıraat eseri gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Söz konusu eserlerin ortaya çıkarılıp incelenmesi hem süreç içerisinde kıraat ilminin nasıl bir seyir izlediğinin tespiti hem de mezkûr eserlerin verilerinden istifade edilerek yeni çalışmaların ortaya konulması açısından önem arz etmektedir.