Toplum ve Sosyal Hizmet, cilt.37, sa.1, ss.233-262, 2026 (TRDizin)
Bu çalışma, kurum bakımı alan ve almayan yaşlı bireylerin aktif yaşlanma
deneyimlerini ve bu olguya yükledikleri anlamları fenomenolojik bir yaklaşımla
incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma deseni çerçevesinde yürütülen
çalışmada, Osmaniye ilinde yaşayan toplam 33 yaşlı bireyle (12’si kurum
bakımında, 21’i evde) yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır.
Katılımcı ifadeleri, Braun ve Clarke’ın altı aşamalı tematik analiz süreci
doğrultusunda çözümlenmiştir. Elde edilen temalar, aktif yaşlanma deneyiminin
özerklik, aidiyet ve sosyal katılım eksenlerinde biçimlendiğini göstermektedir.
Evde yaşayan yaşlı bireyler için aktif yaşlanma; “evin kutsallığı”, kendi rutinini
sürdürebilme ve özerklikle özdeşleşirken; kurum bakımında yaşayan bireyler için
süreç daha çok “zorunluluk”, “kayıp” ve “yalnızlık” duyguları üzerinden anlam
kazanmaktadır. Katılımcı anlatıları, huzurevinin toplumsal imajının olumsuz
olduğunu ve bu durumun yaşlı bireylerin aktif yaşlanma algısını olumsuz
etkilediğini ortaya koymaktadır. Ekonomik yetersizlik, sosyal destek eksikliği ve
cinsiyet temelli eşitsizlikler de aktif yaşlanmanın yapısal engelleri arasında öne
çıkmaktadır. Sonuç olarak çalışma, Türkiye’deki mevcut kurum bakım
modelinin yaşlıların aktif yaşlanma potansiyelini desteklemekte yetersiz
kaldığını, buna karşın evde bakımın kültürel, psikolojik ve sosyal açıdan daha
işlevsel bir yapı sunduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, aktif yaşlanmayı
destekleyen politika ve uygulamaların evde bakım hizmetleriyle
bütünleştirilmesi ve yaşlı bireylerin toplumsal yaşama katılımını güçlendirecek
sosyal ortamların oluşturulması önerilmektedir.
This study aims to explore how older adults receiving and not receiving
institutional care experience and make sense of active aging within a
phenomenological framework. Conducted through a qualitative research design,
the study involved face-to-face semi-structured interviews with 33 older adults
living in Osmaniye, Türkiye (12 in institutional care and 21 living at home).
Participants’ narratives were analyzed using Braun and Clarke’s (2006) six-phase
thematic analysis approach. The findings reveal that active aging is primarily
shaped by the dimensions of autonomy, belonging, and social participation. For
home-dwelling elders, active aging is associated with “the sanctity of home,”
maintaining personal routines, and sustaining independence. In contrast,
institutionalized elders experience active aging through the lens of “necessity,”“loss,” and “loneliness.” The recurring expression illustrates the negative cultural
image of nursing homes in Turkish society, which undermines older individuals’
perceptions of active aging. Furthermore, economic fragility, limited social
support, and gender-based inequalities emerge as structural barriers to active
aging. Overall, the study demonstrates that institutional care, as currently
practiced in Türkiye, does not sufficiently support older adults’ potential for
active aging, whereas home care offers a more culturally, psychologically, and
socially meaningful context. The study emphasizes the need to expand homebased care services and develop integrated social policies that enhance older
adults’ participation in community life and promote the concept of active aging
across society.