Tarafsızlık Politikası Çerçevesinde Türkiye'de Nazi Propagandası


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AZER MAMMADOV

Danışman: Cumhur Kaygusuz

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu tez çalışması, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye Cumhuriyeti'nde yürütülen Nazi propagandasını, Milli Şef döneminin tarafsızlık politikası çerçevesinde, incelemektedir. Araştırmanın temel amacı; Nazi Almanyası'nın Ankara Büyükelçisi Franz von Papen'in kişisel nüfuzu ve geçmişteki silah arkadaşlığı bağlarıyla şekillendirdiği propaganda faaliyetlerinin hedeflerini, işleyiş mekanizmalarını ve Türk dış politikası üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmanın veri setini ağırlıklı olarak, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Cumhuriyet Arşivi ve Dışişleri Bakanlığı Türk Diplomatik Arşivi'nde yer alan diplomatik yazışmalar, emniyet raporları ve dönemin süreli yayınları oluşturmaktadır. Araştırma bulguları, Türkiye'nin savaş süresince tavizsiz bir biçimde sürdürdüğü tarafsızlık politikasının yalnızca ideolojik bir tercih değil; ordunun modern savaş teknolojisinden yoksun oluşu, akaryakıt stoklarının yetersizliği ve lojistik imkansızlıklar gibi somut maddi kısıtların dayattığı bir "stratejik zaruret" olduğunu kanıtlamaktadır. Bu savunma odaklı ortamda Nazi Almanyası; anti-komünizm söylemini merkeze alarak, basın organlarına doğrudan mali destekler sağlamış ve kültürel faaliyetler ile akademik kadro transferleri üzerinden uzun vadeli bir Alman etkisi yaratmayı hedeflemiştir. Tezin ulaştığı en temel sonuç; Nazi propagandasının Türk kamuoyunda ve devlet mekanizmalarının belirli katmanlarında Alman sempatisi uyandırma ve anti-Sovyet bir blok oluşturma hususunda taktiksel düzeyde dikkate değer bir başarı yakaladığıdır. Ancak bu etkinin kalıcı bir askeri ittifaka veya stratejik bir eksen değişikliğine dönüşememesi, doğrudan Alman ordusunun (Wehrmacht) cephelerdeki stratejik başarısızlığı ve geri çekilme süreciyle ilgilidir. Özellikle Stalingrad yenilgisinden sonra Türkiye, propagandanın yarattığı psikolojik atmosferi rasyonel bir dış politika manevrasıyla tasfiye etmeye başlamıştır. Bu bağlamda, 1944 yılında gerçekleştirilen "Irkçılık-Turancılık Davası", savaş boyunca güçlenen Turancı atmosferin, savaş sonrası kurulacak yeni dünya düzeninde verilen bir "denazifikasyon" güvencesi ve stratejik bir tasfiye hamlesi olarak değerlendirilmiştir. Netice itibarıyla çalışma; Nazi propagandasının taktiksel kazanımlarının, Alman ordusunun sahadaki yenilgisi ve Türkiye'nin pragmatik-dengeci dış politika geleneği karşısında stratejik bir mağlubiyete uğradığını ortaya koymaktadır.