Kıyı alanlarında yaşanan mülkiyet sorunlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda incelenmesi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Harita Mühendisliği Anabilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KADİR ALĞAN
Danışman: Faik Ahmet Sesli
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Türkiye'nin adalar dâhil 8333 km kıyısı bulunmaktadır ve Türkiye'de kıyılar her zaman cazibe alanları olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 43. maddesinde kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, bu yerlerden yararlanmada kamu yararı gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir. Medeni Kanun ve Kadastro Kanunu'na göre de kıyılarda özel mülkiyet söz konusu olamaz. Kıyı alanlarının önemine istinaden kıyı çizgisi ve kıyı kenar çizgisi kavramları da önem arz etmektedir. Uygulamada kıyı kenar çizgisi belirleme konusunda birçok problemle karşılaşılmıştır. Bu problemlerin birçok sebebi vardır ve gerek mevzuat yetersizliği gerek yapılan yanlış uygulamalar sebebiyle birçok vatandaş mağduriyet yaşamıştır. Kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan alanların tapuları yasa gereği iptal edilmiştir. Taşınmaz malikleri de mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia ederek hukuki yöntemlere başvurmuşlardır. İç hukuk yollarını tüketen ve bir sonuç alamayan taşınmaz maliki, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)'ne taşımıştır. AİHM'nin konuyla ilgili verdiği kararlara bakıldığında da, genel olarak tapu iptali kararlarının bir bedel ya da tazminat ödenmeden verilmesini Ek 1 No'lu Protokol'ün 1. Maddesinin ihlali olarak kabul ettiği görülmektedir. Bu çalışmada konuyla ilgili verilen kararlar ayrıntılarıyla incelenmiştir. İncelenen 46 kararda taşınmaz değeri ile hükmedilen tazminat değeri oranlaması yapılmıştır. Bütün kararların oranlamasının genel ortalaması alındığında da %76 oranıyla karşılaşılmıştır. Bu oran, kıyıda kalan mülkiyetlerin tapusunun iptali konusunda yapılması gereken düzenlemeler ve uygulamalar için önem arz etmektedir. Her ne kadar mevzuatta düzenlemeler yapılsa da bunların yeterli olmadığı görülmektedir. Konuyla ilgili mevzuatta etkili düzenlemeler yapılmalı ve uygulamada aksaklıklar yaşanmasına müsaade edilmemelidir. Böylece vatandaşın en temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı korunmalı ve kamu yararı gözetilmelidir.